Sosyal Bilimler

Ruth Benedict: Kültür Örüntüleri Eseri Üzerine Kısa Bir İnceleme | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Ruth Benedict: Kültür Örüntüleri Eseri Üzerine Kısa Bir İnceleme

Başlangıçta Tanrı her halka kilden bir bardak verdi
ve onlar bu bardaktan kendi yaşamlarını içtiler.

— Digger Kızılderilileri’nin Atasözü

1997 yılında Mustafa Topal tarafından Türkçeye kazandırılan bu kıymetli eserin orijinal adı Patterns of Culture‘dır. Öncelikle yazarımızı tanımanın elzem olduğunu düşünüyorum. Ruth Benedict 1887 yılında New York’ta dünyaya geldi. Yaşamının ilk 6 senesini büyükanne ve büyükbabasıyla geçirdi. Babasını küçük yaşta kaybetti, annesi ise kütüphanede çalışmakta ve aynı zamanda öğretmenlik yapmaktaydı.

1909 yılına gelindiğinde Vassar College’dan mezun oldu, 1919 yılında Columbia University’e girdi burada Franz Boas’ın öğrencisi olarak öğrenimini sürdürdü. Amerikan antropolojisinin babası olarak anılan Franz Boas, onun üzerinde ve çalışmalarında hayli etkindi. Uzmanlık alanı ise Amerika’nın halk kültürü ve tarih öncesi halklarının incelenmesinden ibaretti. Kültürel antropolojinin prototipini oluşturduğu Kültür Örüntüleri eseri ise 1934 yılında ilk kez yayımlandı. Bunun dışında, cinsiyetin etnisitesi, kültürel uygulamalar, ilkel kabilelerin yaşantıları hakkında birçok araştırması mevcuttur.

Yazarımızın temelde eğildiği konu ise 20. yüzyılın sömürgecilik anlayışına has olarak üretilen antropoloji disiplinini, çağdaş bir bilim statüsünde değerlendirmektir. Bu değerlendirme Amerika kıtasının Beyaz‘ların ayak basmasından önceki uygarlıklarını ve ritüellerini kaleme alarak gerçekleşmiştir. Fiziki ve kültürel antropoloji ayrımını yapan Benedict, oldukça etkin bir dil kullanarak okuyucuya nüfus etmektedir. Özellikle ele aldığı Zuni, Dobu ve Kwakiutl toplumlarının genel yaşayışlarını, (ensest, kafa derisi yüzme, yamyamlık, misilleme cinayeti vb.) sıra dışı örneklerle açıklamaktadır. Kültürler arası geçişin haritasını bir nevi bizlere çizerek, karşılaştırmalı bir bakış açısıyla anlatmaktadır. Bunun dışında Batı Avrupa literatürüne ve düşünsel dünyasına atıfta bulunarak, incelediği kabilelerin toplumsal öz ritüellerini açıklamaya çalışıyor. (Friedrich Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu vb.)

Yazar kitabın önsözünde neden bu üç kabile üzerinde çalıştığını bizlere açıklıyor: Birincisi, bu kabilelerle ilgili bilginin tümüyle doyurucu ve karşılaştırılabilir nitelikte oluşudur. İkincisi, bu halklarla birlikte yaşamış olması ve bu konuda yapılan birçok tartışmayla ilgili olarak söz konusu üç kabilenin tanımında yazdıklarıyla otorite durumuna gelmiş etnologların yayımladıkları malzemeye ulaşabilmesi. Zuni puebloları ve pueblo kültürüyle yaşamış olması ise yazara büyük bir avantaj sağlıyor ve onların dillerini, kafa yapılarını özellikle Franz Boas’ın katkılarıyla öğreniyor.

Bu kitabın en önemli özelliği ise, Jared Diamond’un eşsiz eseri Tüfek, Mikrop ve Çelik gibi, Batılı toplumları başka yaşam tarzlarıyla tanıştırmaya yönelten bir belge olmasıdır. Böylece Benedict aslında içinde yaşadığı Amerikan halkının homoseksüelliği reddetmesi, şamanistik duyguları ya da trans olaylarını meşru tedavi biçimi olarak görmeyi reddetmesini de eleştiriyor. Yine yazarımızı farklı kılan şeylerin başında önyargılardan sıyrılıp, alan araştırması ve etnografyayı kullanmasıdır. Örneğin 1924 yazını Zuni kabilesinin yanında geçirerek birinci elden gözlem yapması ona bizatihi inceleme ve araştırma şansı tanımıştır. Bireyin kültürün bir ürünü olduğu, dolayısıyla bir insan rastlantıyla sapkın bir toplumda doğmuşsa durumundan rahatsızlık duymadığı için hiçbir biçimde bundan sorumlu tutulamayacağını savunmaktadır yazar. Bundan sonra Antropoloji biliminin menşei hakkında birkaç açıklamaya girişmektedir; toplumun oluşturucusu olarak insanın incelenmesi, bir topluluğun sahip olduğu farklı görenekteki diğer tüm topluluklardan ayırt eden alışkı ve değerler durumundaki fiziksel özellikler ve zanaat teknikleri üzerinde yoğunlaşmak olarak tanımlamaktadır.

Yazar şiddetle ırk ayrımının gereksizliğine ve boşluğuna dikkat çekmektedir. Bu konuda ise Norveç ve İsveç halklarının aynı kökten gelmelerine rağmen düşmanlıklarını, Alman-Fransız düşmanlığının da yine aynı tarihsel ve kültürel köklere sahip iki toplumun neden bu durumda olduğunu eleştirmektedir.

Kültürel çeşitliliğin altını çizen Benedict, Digger kabilesine ait olan teneke kutularının kutsal mahiyetini açıklamakla işe koyulur. Şef Ramon’un girişte belirttiğim muhteşem sözünün neyi ihtiva ettiğini de açıklığa kavuşturur. Bu durumda eleştirel gözle yaklaştığımızda ortaya bir sorun çıkıyor: Modernite; bir gelişmemidir? Yoksa bir gerileyiş mi?

Çok geniş bir alan bilgisine sahip yazarımız, Meksika Puebloları üzerinde de dans kültürü üzerinde durmaktadır. Kızların erginliğe girmesi, senede bir kez yapılan dinsel ayinler, zaman kavramının değişken özelliği bu kültürün başlıca unsurları arasında dikkatimizi çekiyor, kadın-erkek ilişkileri bağlamında ise gerçekten oldukça ilginç örnekler sunmakta. Saydığımız bu ilkel hakların güçlü kabilesel bağlarının olduğu ise yadsınamaz bir gerçektir. Romantik bir geçmişe sahip olmalarıyla birlikte atalarının kültürleriyle yapılmış evleri, iyi planlanmış şehirlerinin mevcut olduğunu anlıyoruz. Yine bugün alan literatürüne hakim birçok insanın bildiği üzere, doğa olaylarının yorumlanması söz konusudur. Bir tören olduğunda bütün gün herkes seyirci olarak orada bulunmaktadır. Eğer bir din adamı hastaysa ya da onun yokluğunda yağmur yağmıyorsa tüm koy onun yanlışından ve başarısızlığından söz ederek çalkalanmaktadır. Maskeli tanrıların din adamı kimi doğaüstü varlıklara karşı bir suç işlediği düşünülmeye başlanmaktadır. Yine bir taklitçi törende maskesine yeni bir tüy takarsa, bu, koyunlarla, bahçelerle ya da evlilik ve boşanmalarla ilgili konuşmaları gölgede bırakıyordu. Bu tüy konusu ise oldukça ilginç anlamlara tekabül eden bir anlayıştır, nitekim tüylerin renkleri, takıldıkları bölge, hepsi farklı farklı birer anlam ifade arz etmektedir.

Dinsel törenlerin dışında evlenme merasimi hakkında da birkaç örnek ile yazımı bitirieceğim;

Düğün vesilesiyle satılan yalnızca gelin değildir. Önemli olan, onun çocuklarına da geçen, sahip olduğu haklardır. Her kuzeybatı sahili uygulamasında; gelin-bedeli, kızın babasının misliyle geri ödemesi gereken bir yükümlülüktür. Bu geri ödemeler çocukların doğumu ya da ergenliğe geçiş törenlerinde yapılır. Bu törenler de kız babası damadına, çoğu kez rastlandığı gibi, yalnızca maddi mallardan bol bol  vermekle yetinmez. Aynı zamanda, daha da önemli olarak, kızının çocuklarına geçen ad ve hakları da verir. Dolayısıyla bunlar damadın mülkiyetine geçer ancak onları kendi seçeceği mirasçılarına belli ölçülerde aktarabilir.

Bu evreden sonra ise damada bütün ilgili unvanlar ve işaretler takdim edilir. Kanolara yüklenen mallar damadın öz malı olmaktadır. Törende damadın söylediği şarkı ise gücünün zirvesinde olduğunu ve zaferini dile getirir:

Gideceğim ve Stevens Dağı’nı ufalayacağım.
Taşlarını ateşim için kullanacağım.
Gideceğim ve Katstais Dağı’nı parçalayacağım.
Taşlarını ateşim için kullanacağım.

Kitabın okuyucuya kazandırdığı bilgi, birikim, kültürel farklılıkların geniş çaplı analizi, yerel özelliklerin meydana çıkmasındaki sosyal-psikolojik arka plan en nihayetinde vurgulanması gereken son noktadır. Çağdaş kültürel antropolojinin ehemmiyetli yapıtlarından biri olarak Kültür Örüntüleri hala, bir sosyal bilimcinin okumadan geçemeyeceği niteliktedir.

Gökhan Toka
blog@sosyalbilimler.org
sosyalbilimler.org Blog Yazarı

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.