Sosyal Bilimler

Psikanaliz ve Zen-Budizm: İnsan Ruhuna İki Farklı Yaklaşım | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Psikanaliz ve Zen-Budizm: İnsan Ruhuna İki Farklı Yaklaşım

2017’nin Aralık ayında raflarda yerini alan Psikanaliz ve Zen-Budizm, Erich Fromm’un psikanalizi Batı’nın ilerlemeci ve rasyonalist bakışından kurtartıp Doğu kökenli felsefelerin en eskilerinden Zen Budizm’e yaklaştırmanın yanı sıra, bizleri de insana yönelmenin iki farklı biçimine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Erich Fromm, kendisini Freudcu psikanalizden ayırıp hümanist bir psikanalizin olanaklarını arayan isimler arasında, belki de en önlerde yer alır. Bu çabasının sebebini bu kitapta görmek mümkün fakat öncesinde Fromm’un bu kitap özelinde ele aldığı konunun ayrıntılarına girelim. Öncelikle Fromm’un rasyonalist düşünceyle alıp veremediğinin olduğu; çağının (bilhassa son dünya savaşı sonrası itibariyle) insanının yaşadığı yabancılaşmanın, yozlaşmanın, her ne kadar görünürde çok iyi olsa da akıl hastalıklarında artışın sebebi olarak rasyonalist düşünceyi gördüğü aşikâr. Ayrıca, bu sorunun Batı düşüncesinin bunalımı olduğunu düşündüğünü de eklemeden geçmeyelim. İnsanlar artık olmak değil, sahip olmak derdindedir ona göre (Fromm, 2016). Çağın insanı bilgi kaynağı ve yaşam referansı olarak aklı aldıkça sendelemektedir.

Fromm’un çağın insanıyla çağın psikanalizi arasında kurduğu bağ da aslında buradan gelir: Batı kökenli bir yaklaşım olan psikanalizin, bir iyileştirme aracı olarak kullanılsa bile, onun da kökeninde Batı insanının bunalımı ve rasyonel düşünce yatar. Bu durum çelişki yaratır. Analiz ilişkisinde de bunun yansımasını görmek mümkündür: analist, analize gelen hastayla sürekli bir hiyerarşi ilişkisi kurar. Freudcu psikanalizde analistin üstün bir hoca ve örnek alınacak bir insan olarak görülmesi Fromm açısından sorun teşkil etmektedir. Bu yaklaşım ona göre çağın insanını, iyileşme amacıyla gittiği analizden elinin boş dönmesine sebep olmaktadır. Dolayısıyla Fromm rasyonalizmle yoğrulmuş bir psikanalize alternatif arayışına girer.

Bu arayışın uğrağı Zen Budizm’dir. Bunun bazı sebepleri var tabii. İlki Zen Budizm’in insana bakışıyla psikanaliz arasındaki benzerliktir – ya da, bu benzerliği Fromm ve onun atıf yaptığı D. T. Suzuki’nin kurduğunu söylemek daha doğru olur. İkinci bir sebepse, Zen Budizm’in inanç anlayışının Batı düşüncesinden farklı olarak daha insan merkezli olmasıdır. Bu ikinci sebebi kitaptan doğrudan çıkarmak oldukça zahmet istiyor. Zira Fromm her ne kadar Batı düşüncesini eleştirse bile, yer yer Zen Budizm’le Hıristiyanlık arasında şaşırtıcı benzerlikler kurabilmektedir. Bu da Fromm’un kullandığı inceleme yöntemini açıklarken meselenin ahlaki boyutuna (yoksa dini mi demeli?) değinmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Bunu bir kenara bırakıp Zen Budizm’le psikanaliz arasındaki ayrıma da bakmak gerek.

Zen Budizm, psikanalizden farklı olarak hocayla öğrencinin birlikte aydınlanmasını sağlar Fromm’a göre. Öğrenci kendi özgür iradesiyle baş başadır – psikanalizdeki zorlama burada yoktur. Batı düşüncesi topyekûn, özne-nesne ayrımı üstüne kuruluyken Zen Budizm bu ikilikten kurtulmuştur. İnsan düşünceyle değil, deneyimle bir şeyleri fark eder. O yüzden Freudcu psikanalizin düşünce yoluyla farkında olunmayanın farkına vardırma çabası, burada kendisini bütünüyle anlamaya bırakır. İnsan bir bütün olarak kavrar. Erich Fromm’un bu noktada atıf yaptığı isim ise Spinoza’dır. Ona göre Spinoza insanın düşünceleriyle değil, duygularıyla anlayabileceğini savunmuştur. Buna, Spinoza’da en üst düzey bilgi edinme biçimi olan sezgiyi örnek gösterir Fromm. Sadece bununla da kalmaz, Spinoza’nın (ve onun okuduğu isimlerden olan İbn Meymun’un [Maimonides]) insan biçimli (antropomorfik) olmayan Tanrı anlayışlarına atıfta bulunarak, mistik dinleri ve beraberinde Zen Budizm’i Batı inançları karşısında kademeye atlatmaya çabalamaktadır.

Fromm’un bu eserinde benimsediği yaklaşım, psikanaliz –bir bakıma da hasta-analist– açısından bakacak olursak, belli bir ilişki biçimi de önermektedir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Freud’un öngördüğü hiyerarşik ilişkinin aksine, Ferenzi ve H. S. Sullivan’ı takiben, hatta onların da ötesine geçerek “katılımcı gözlemci” yaklaşımı yerine “gözlemci katılımcı” olarak analistin görevini tayin etmektedir. Buna göre analist, önce gözlemci değil katılımcı olmalı, hastayla belli bir ilişki içinde olmalıdır: “Analist, hasta haline gelmeli ama yine de kendisi olmalıdır; doktor olduğunu unutmalı ama yine de bunun farkında olmalıdır” (s. 53).

Tüm bunlara bakıldığında Fromm’un alternatif yollarının ne kadar güç olduğu ortada; fakat bu kitabı illa buradan okumak zorunda da değiliz. Peki bu kitabı hâlâ nasıl okuyabiliriz? Bu soruya verilecek cevap biraz da kendi yönelimlerimizle ilgili. İhtimaller arasında, Doğu-Batı felsefesinin ayrımının nasıl yapıldığı, Erich Fromm’un bunu nasıl gördüğü olabilir; ya da döneminin insanlarının içinde bulunduğu bunalımı Fromm’un nasıl okuduğu üzerinden kitabı okumak mümkün. Her nasıl okunursa okusun, kitabın eleştirisini yapabilmek, yazarından biraz olsun kopmayı, kendimizi bilinmez bir yolculuğa atmayı gerektiriyor.

Künye — Fromm, Erich. 2017. Psikanaliz ve Zen-Budizm: İnsan Ruhuna İki Farklı Yaklaşım. Çev. Nurdan Soysal. İstanbul: Say Yayınları

M. Taha Tunç
mhmmdthtnc@gmail.com

Kaynakça

  • Fromm, Erich. 2016. Sahip Olmak ya da Olmak. Çev. Aydın Arıtan.İstanbul: Say Yayınları
  • Fromm, Erich. 2017.Psikanaliz ve Zen-Budizm: İnsan Ruhuna İki Farklı Yaklaşım. Çev. Nurdan Soysal. İstanbul: Say Yayınları

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryel politikasını yansıtmayabilir

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.