Sosyal Bilimler

Hollywood’un Neden Başka Bir "Bonnie and Clyde" Anına İhtiyacı Var? | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Hollywood’un Neden Başka Bir “Bonnie and Clyde” Anına İhtiyacı Var?

Oscar töreninde, Faye Dunaway’i La La Land’i [Aşıklar Şehri – 2016] yılın en iyi filmi ilan etmeye yönlendiren hatasının nezninde, Warren Beatty’nin kafasından neler geçtiğini asla bilemeyeceğiz. Gerçek kazanan Moonlight’ın [Ay Işığı – 2016] kadrosu sahnenin ortasındayken, aniden repliğini hatırlayamayan deneyimli bir aktörün boş bakışlarını takındı. Veya muhtemelen zihninde mutlu bir köşe buldu- Bonnie and Clyde’ın [Bonnie ve Clyde – 1967] anılarında kaybolmuştu, ne de olsa, kendisinin ve Dunaway’in orada olmasının nedeni bu dönüştürücü suç filmiydi.

Gerçekte, bunlar sadece Akademi saçmalıkları. Ağustos 1967’de gösterime giren Bonnie and Clyde En İyi Film Oscar’ını kazanmadı; (çünkü) ödülü Sidney Poitier’ın zarif ama tesirli oyunculuğuyla parlayan In the Heat of the Night [Gecenin Sıcağında – 1967] filmine kaptırdı. Ancak yarım yüzyıldan beri, halk düşmanları Bonnie Parker ve Clyde Barrow’un gerçeğimsi hikayesinin etkisi asla kaybolmadı. Dört ay sonra gösterime giren The Graduate [Aşk Mevsimi – 1967] filmini de katarsak, “Yeni Hollywood” olarak anılacak şeyin öncü birliklerine sahip oluruz. Bu şuna benziyor: Sanki bir düğmeye basıldı ve etkisi sinemayı aniden değiştirdi —gençlerin ruh halini yakalayan, yöneticiler tarafından değil yönetmenlerce çevrilmiş, seks, şiddet, ikilem ve auteur havasıyla bezenmiş filmlerin gösterişli atağına öncülük etti.

The Graduate’ın etkisi geçtikten sonra, ertesi yıl, saatinizi 2001: A Space Odyssey [2001: Uzay Yolu Macerası – 1968] ve Rosemary’s Baby [Rosemary’nin Bebeği – 1968] filminin müşkülpesent dehasına adanan övgülere ayarlayabilirsiniz. Sonra 2019’da bu sefer sıra Sam Peckinpah’ın kömürleşmiş ve kanlı The Wild Bunch [Vahşi Belde – 1969] filmine John Schlesinger’ın Midnight Cowboy [Geceyarısı Kovboyu – 1969] filmine ve Dennis Hopper’ın Easy Rider [1969] filmine gelecek. Ve böylece Francis Ford Coppola, Brian De Palma ve Martin Scorsese gibi çığır açan mahsullere ulaştık.

İkna edici bir düşünce ekolü, 1967-1979 arasındaki yılların – belki Apocalypse Now [Kıyamet – 1979] filminin akıntıya kürek çekişine bir çizgi çektiğimiz —Amerikan sinemasının şimdiye kadarki en iyi dönemi olduğunu söylüyor. Halbuki sanatın durumu şimdilerde devrimden önceki an gibi görünebilir. 1966 Hollywood’u saçlarını yıkamaya (film izlemekten) daha yatkın seyircileri çeken şişirilmiş gösterilere çok büyük paralar harcayan stüdyolarca kuşatılmış, yavan bir çevreden ibaretti. Bu görünüm, The Mummy [2017] ve King Arthur: Legend of the Sword [Kral Arthur: Kılıç Efsanesi – 2017] filmlerini altı ay boyunca görmezden gelmiş herkes için oldukça tanıdıktır. Elbette her sene, değersiz addedilen yeni işler ortaya çıkıyor —fakat “burada ne yapıyoruz?” sorusunun varoluşsal dırdırı sinemaya her girişinizde sesini daha da yükseltiyor. Yeni bir Hollywood müşteri edinmekte hiç zorlanmazdı.

Dunaway ve Beatty, Oscar töreninde, Şubat 2017.

1960’ların başlarındaki stüdyolar için, Hollywood deninca akla film gelirdi, film denince de Hollywood. Fakat Yeni Hollywood, Amerika’dan binlerce mil ötede filmleri dönüştüren heyecan severlerle, Fransız Yeni Dalgası‘nın maceralarıyla, yani daha kapsamlı anlayışlarla ortaya çıktı. Bonnie and Clyde’ın senaristleri Robert Benton ve David Newman, büyük Arthur Penn ekibe dahil olmadan önce sadece hippi gençlerdi —ilk yönetmen tercihleri, François Truffaut ve Jean-Luc Godard’dı.  

Diğer bir içerik de, havada sosyo-politik bir şey, Vietnam’ın kanlı çalkantıları, ABD çapındaki ayaklanmalar, saykodelik anıydı. Bunlardan hiçbiri ekrana yansımadı. Yine de kimse Yeni Hollywood’un gelişini görmedi. Bonnie and Clyde, kültürü, bugün filmleri ilk  aşamalarından itibaren takip eden ve mantar gibi çoğalan katrilyonlarca içerik sağlayıcı ile yapılması imkansız bir biçimde çaldı. Kesinlikle bir sürpriz olan Moonlight, bu yıl Oscarı kazandı ancak daha kurgu aşamasındayken kazanacağı tüyosu verilmişti. Bonnie and Clyde’a yönelen ilk eleştiriler onu incelikten yoksun, bayağı ve Teksas-araba lokantalarının menülerini andıran bir havada olarak tasvir etmişti.

Fakat Dunaway’in beresi de bir pop kültür ikonu haline geldi, sonbahar modasının olmazsa olmazları arasına girdi. Seyircilerin gördüğü ve eleştirmenlerin görmediği ise, şiddetin ardındaki hassas fikirdi: Şiddet, komik ve çirkin olabilirdi ve seks aynı anda önemli olan tek şeydi ve bu, hiç de büyük bir şey değildi (Bilginiz olsun, seksüel devrimin en sevilen filmi iktidarsız bir kahramana sahipti). Ritimsiz çalınan bir şarkıydı, bir “gangster filmi”  dedi Robert Benton, “size göstermedikleri her şey hakkındadır”. Aynı karşıt sezi, The Graduate‘ın oyuncu kadrosunu, Charles Webb’in romanının kalbindeki iri kıyım gencin, zayıf ve kısa boylu Dustin Hoffman tarafından oynanacağını da haber vermişti. Filmin biri kurşundan bir duvarla kapanırken, ve bir diğeri geleceğe belirsiz bir bakış atarken, belirli tür bir film —geniş çene kemikleri ve gün batımları da olan— son derece ağdalı bir görünüm çizdi. Amerikan filmleri, genç izleyicilerle nasıl konuşulacağını hatırlarken büyüdü. Filmler kafalarında aynı anda iki düşünce barındırıyordu: Günü kurtarmışlardı.

Bir bakıma Yeni Hollywood’un etkisi son derece taraflıydı ve şüpheciliğin karakteristiği omuz silkme, esprilerden daha uzun ömürlüydü. Modern zamanlarda, estetiğin en konuşkan varisi, filmleri Bonnie and Clyde ile aynı frekansta olan Quentin Tarantino’ydu —en kötü ihtimallle Beatty ve Dunaway’ın yanlışlıkla suçlandığı budala gülüşün de sahibiydi.

Tarantino klasik Yeni Hollywood auteurü profiline uyuyordu; nispeten daha genç bir grup beyaz züppenin, bir takım beyaz adamların yerini aldığı bir ayaklanmanın kahramanıydı. Hoffman’ın Yahudi oluşu Robert Redford sevdasına kapılan stüdyolar açısından sinir bozucuydu —diğer taraftan ırk başkasının problemiydi. Peter Biskind’in Easy Riders, Raging Bulls [1998] adlı kitabında dedikodu dolu geçmiş, döneme damgasını vuran bir konu olarak ele alındı; Sidney Poitier’in siyah bir aktör olarak statüsü ve In the Heat of the Night’nın zaferi, konu dışı olma ve engel teşkil etme arasında bir yerde konumlandırıldı. Biskind filmi “Güvenli” diye adlandırdı, daha aleyhte bir ifade bulunamazdı.

In the Heat of the Night (1967)

Uzun vadede, Yeni Hollywood’un kaderinde kendisine yakışır karamsar bir son vardı. 80’lerden itibaren kare çeneler ve gün batımları geri döndü; stüdyolar tekrar dümene geçti ve auteur sadece çizgi bir jokey tiran olarak hayatta kalabildi. Seks ve şiddet formül senaryoları desteklemek için kullanıldı, sanat ezikler içindi ve varsayılan ton ya hayat dersi veren balçık (Meg Ryan’ın başrolde oynadığı) ya da kirli sakallı çalımdı (Kevin Costner).

Bu filmleri öldürmek, farklı bir devrim gerektirdi. Beatty ve Dunaway’ın 1967’de başardıkları şey, Lehman Brothers’ın 2008’de yaptığı ve stüdyoları ya da şimdi onlara sahip olan holdingleri korkutan finansal krizdi. Bir anda, Hollywood’u tanımlayacak, sıradan, az bütçeli ödül sezonu yemi, kötü bir risk olarak değerlendirildi. O günden beri on yıllardır; film piyasası tam anlamıyla geçinmek için yapılmış küçük ölçekli bağımsız yapımlar ve stüdyolar tarafından üretilen jumbotronik süper kahraman serileri arasında bölünmüştür.

Hasılat rekoru kıran filmler, yapımcıların ağzından çıkan her şeyi not almada iyi oldukları için tutulmuş yönetmenlerce yönetilen  X-Men [2000] ve Guardians of the Galaxy [Galaksinin Koruyucuları – 2014] gibi süregelen karışımlar, eski bir Hollywood geleneğini yeniden canlandırdı. Fakat başka bir anlamda her şey değişti –çizgi roman filmlerinin ardındaki güç Marvel Comics ve DC Comics’de yatıyor; stüdyolar ise artık sadece diğer insanların ürünlerinin kullanıcısı haline geldiler. Ve bu Netflix’in kiklops (cyclops) bakışları altında kanepenin altındaki cesetlere ulaşmamızdan önceydi. 1966’da Yeni Hollywood’un devirebileceği bir Hollywood vardı. Şimdi ise sadece boşluk var.  

Faye Dunaway sedef kabzalı Smith & Wesson’ını eline aldıktan 50 yıl sonra, Hollywood’un bir kez daha ölümden döndürülmeye mi ihtiyacı var? Yeniden evet ve hayır. Stüdyolar önceki hallerinin gölgeleri (durumunda) olabilirler; fakat Amerikan filmleri oldukça güçlü ve sağlıklılar. Garip olan şey, Sidney Poitier’in Easy Riders’ın anlatısal boşluklarına sürüklenmiş olması ve yardımına siyahî yapımcıların koşmuş olmasıydı. Jordan Peele, Rosemary’s Baby’den bir tutam kullanarak çoşkun kalabalıkları Get Out [Kapan – 2017] filmine çekmeye çalıştı ve Barry Jenkins’in Moonlight oscarı, dünya filmine hayran olduktan sonra geldi.

Get Out (2017)

Moonlight sisteme girdi. Dağıtımcılar sonradan görme New Yorklu idiler; A24 Films LLC, Steven Spielberg ve Wes Anderson gibi genç Amerikan film-yapımcılarının takip ettiği standart esaslara asla sahip olmayan bir yönetmen tarafından çekilmiş bir filmi piyasaya sürdüler. Karşılığında, Miami projelerinden bir çocuk olan Jenkins gözlerini ABD dışına çevirdi —Kar-Wai Wong ve Hsiao-Hsien Hou’nin basit kadrajlarına– ve bütün bu olanlar aynı Fransız Yeni Dalgası’nın Robert Benton ve David Newman’ı ateşlemesi gibiydi. Sonuçta, Yeni Hollywood yaşamaya devam etti.    

Gerçi bu sefer atmosfer kanlı değildi. Bunun yerine —Jenkins’in imzası niteliğindeki yalnız bir çocuğun ekrandan dışarı baktığı yakın planda ifade edilen— radikal bir empati, insanın sinir uçlarında hissettiği bir duygu vardı. Moonlight, bu olguyu bir dizi yeni filmle paylaşıyor; hepsi ana akımdan ırk bakımından, kuşaksal ve ekonomik olarak dışlanan karakterlere odaklanıyor. Bu konular geçen yıl vizyona giren Tangerine [2015] yönetmeni Sean Baker’ın filmlerinde ve henüz vizyona girecek The Florida Project’de [2017], Anne Rose Holmer’ın The Fits [2015] filminde, Safdie Brothers’ın grenli görsel çalımlarıyla 1967’ye selam veren Good Time [2017] filminde işleniyor.  

Bu yönetmenler için şunu söylemek mümkün: Bonnie and Clyde’ın yapımcıları gibi, mirasları sadece kendi filmleri olmayacak, fakat onların adımlarını izleyerek ellerine kamera alan torunları olacak yaşta genç insanlar tarafından çekilen filmler olacak. Bütün bu safsataya rağmen 2017 Oscar gecesinde Beatty ve Dunaway bir meşaleyi devrettiler. Onu önce La La Land’e vermiş olsalar bile.

Çeviri: Zeynep Şenel Gencer
sosyalbilimler.org Sinema Editörü
sinema@sosyalbilimler.org

Künye: Danny Leigh, “Bored with blockbusters? Why Hollywood needs another Bonnie and Clyde moment“, The Guardian, 10 Ağustos 2017

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Yorum Yazın

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.