Sosyal Bilimler

"Deli" Doktorları: Psikiyatrinin Bilinmeyen Öyküsü | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

“Deli” Doktorları: Psikiyatrinin Bilinmeyen Öyküsü

Hastalanan çocuklarını psikiyatri dışında Uzakdoğu etiketli modern muskacılara varıncaya dek götürmedik yer bırakmayan, onca parayı döken anne baba sonunda istemeye istemeye çocuklarını görünmesini istemedikleri yere bir psikiyatriste aparmak zorunda kaldı. Babanın varır varmaz söylediği ilk şey: “Bakın demedi demeyin, bana göre onun deli doktoruna falan ihtiyacı yok,” oldu.

Psikiyatriye, korku temelli bu düşmanlığın, dünyanın geri kalmış sayılan yerlerinde olması olağan ama onun bir bilim dalı olarak zirvede olduğu ABD’de yaşadıkları çok şaşırtıcı. Deli Doktorları’nda Dr. Jeffrey A. Lieberman psikiyatrinin hasta, hasta yakını, tedavi ve dahası hekim olmanın zorluklarını anlatıyor. Bu mesleğin tüm tıp uzmanlıkları arasında hâlen en az itimat edilen, en çok korkulan ve en çok kötülenen uzmanlık alanı olmayı sürdürdüğünü ifade ediyor. Kalp doktorlarının tasfiye edilmesini isteyen herhangi bir kardiyoloji karşıtı hareket yoktur. Kanser tedavisini protesto eden onkoloji karşıtı hareket diye bir şey yoktur. Ama psikiyatristlerin sayılarının azaltılmasını, dizginlenmesini ya da köklerinin kazınmasını talep eden çok geniş ve lafını sakınmayan bir psikiyatri karşıtı hareket mevcut. Columbia Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nün kürsü başkanı, New York Presbiteryen Hastanesi-Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi baş psikiyatrı ve Amerikan Psikiyatri Birliği’nin eski başkanı olarak Lieberman her hafta şuna benzer sivri dilli eleştiriler aldığını söylüyor:

  • “Sizin o sahte tanılarınız, sadece büyük ilaç şirketlerini daha da zenginleştirmek için var.”
  • “Sırf varlığınızı meşrulaştırmak için, son derece normal davranışları alıp bunlara hastalık diyorsunuz.”
  • “Akıl hastalığı diye bir şey yoktur, sadece çarpık zihniyetler vardır.”
  • “Siz sahte doktorların ne yaptığınıza dair en ufak bir fikriniz yok. Ama şunu bilin ki, sizler ilaçlarla insanların beynini yiyorsunuz.”

Bu tarz şüpheciler psikiyatriye zihinsel sağlık sorunlarının çözülmesine yardımcı olacak bir şey olarak bakmıyorlar… Onlar, zihinsel sağlık sorununun kendisinin psikiyatri olduğunu iddia ediyorlar. Dünyanın dört bir yanında, bu meslekle meşgul olduğuna inanılan kendini beğenmişler için kullanılan en yaygın ifadeyle “deli doktorlarına” karşı değişmez bir kuşku var.

Türkiye’de “deli doktoru” olmak; Bakırköy, Mahzar Osman, Neyzen Tevfik adlarının çağrıştığı bir alandı bir zamanlar. Doğu’da “Elazığ’a gönderilmek” deyimi vardı. Bir süre NöroPsikiyatri bir aradaydı. Beyin ve akıl (+ruh) doktorluğu yol ayrımına girince psikiyatri kendi ayakları üstüne bastı. Ancak psikiyatri ile psikolojinin birbirine karıştırılması sürüyor. İlaç yazabiliyorsa psikiyatrist, yazamazsa psikolog gibi ayraç kullanılarak suyun bulanıklığı giderilmeye çalışılırken şimdi de her adım başına açılan marketleri andıran psikolojik danışman, yaşam koçu, kişisel gelişim uzmanı, biyoenerji uzmanı, terapist adı altında çoğunluğu modern muskacılar olan girişimlerle işler içinden çıkılmaz duruma geldi. Çok yüksek paralarla haftalık kursların ardından verilen sertifikalarla bir anda aile, evlilik, cinsellik iyileştirmecileri hekimlerin kullanmaya korktuğu hipnozdan, beyne elektrik dalgaları yollayan nörofedback aletlerini (cahil cesareti) gelişigüzel kullanıyorlar. Dış görünüşü düzeltme adına merdiven altı saç ekimi, güzellik, botoks, epilasyon yapanlarla yarışırcasına iç dünyaya ayar vermeye çalışanlar artıkça artıyor. Zaten muskacı, medyum, cinci, hocca, falcı, bakıcı, uyuşturucu, bağımlılaştırışılar ile yaralı, topallayan insanların sağlam ayağı da sakatlanıyor. Bu tahribatların yol açtığı zararları gidermekten dolayı koruyucu psikiyatriye fırsat kalmıyor…

Sıtma; sıtmaya yol açan sivrisinek; sivrisineklerin ürediği bataklık; bataklığı yaratanlar; çevresinde yaşamayı yeğleyenler ve zorlananlar… Psikiyatrinin hastalık, hasta, hasta yakınları ile savaşımı kadar kendi içinde ve kapı önüne bırakıldığı tıp bilimi ile bitmeyen kavgası var.

Lieberman’a göre psikiyatrinin hikâyesi tamamen tuhaf gaflardan oluşan bir kara mizahtır, diyemeyiz. Onun hikâyesi, birbiri ardına gelen psikiyatrist nesillerinin her birinin kendine çekmiş çok derin üç soru üzerinden yürüyen bir dedektiflik hikâyesidir de aynı zamanda: Akıl hastalığı nedir? Neden olur? Hipokrat yeminine bağlı herhangi bir bilim dalı için en önemlisi, akıl hastalığı nasıl tedavi edilebilir? 19. yüzyılın başlarından 21. yüzyılın başlarına dek, her yeni psikiyatrik sürek avı dalgası, yeni ipuçları ortaya çıkartıp (ve yanlışlıkla dikkatleri başka yöne çekmek için ortaya atılmış o zekice sözleri de silip atarak) akıl hastalığının temel doğası hakkında kökten farklı sonuçlara vararak, psikiyatriyi akıl hastalığı hakkında zıt gibi görünen iki perspektif arasında, hiç durmayan bir sarkaç gibi salınmaya sürüklemiştir: Psikiyatri, akıl hastalığının tamamen zihnin içinde yatan bir şey olduğu inancıyla, akıl hastalığının beynin içinde yatan bir şey olduğu inancı arasında sonsuz bir salınım içindedir. Ne yazık ki, temel varsayımları bakımından böylesine uç noktada oynak bir zemine dayanmaya çalışan başka hiçbir tıp uzmanlığı yoktur ve bu oynaklık psikiyatrinin tıp ailesinin kara koyunu olarak nam salmasına, diğer doktorlar ve aynı şekilde hastalar tarafından hor görülmesine katkıda bulunmuştur. Birçok yanlış ipucu ve çıkmaz sokağa rağmen, psikiyatrinin dedektiflik öyküsü, çözülemez gizemlerinin artık açığa kavuşturulmaya başlandığı sevindirici bir sona eriyor.

Yaylım ateşine uğrayan mesleklerini kurtarıp yaşatabilmek için, yaşadıkları dönemin hâkim inanışlarına cesurca meydan okuyan birçok asi ve vizyoneri de kitabında tanıtan Lieberman, bu kahramanların, psikiyatristlerin deli doktoru olmaya mahkûm olmadıklarını, kendine has bir doktor sınıfı oluşturmanın onların kaderi olduğunu söylediklerini ifade ediyor. Lieberman’a göre onların yolu açan zaferleri sayesinde, artık psikiyatristler akıl hastalıklarını başarıyla tedavi etmenin hem zihni hem de beyni eşzamanlı olarak kucaklamayı gerektirdiğini anlamış durumdalar.

İnsanın en mahrem, en bilinmez, en karanlık, en girilmez üstelik elle tutulmaz, gözle görülemez uçsuz bucaksız evreninde bir yolculuk psikiyatri. Tıbbın başka hiçbir dalına benzemeyen; salt bedeni ele alan tıbbın ötesine geçerek kimliğimiz, amacımız ve potansiyelimiz hakkında temel sorulara değinen psikiyatrinin tamamen eşsiz bir doktor-hasta ilişkisi kurduğuna dikkat çeken Lieberman, psikiyatristin genellikle hastaların kişisel dünyalarının ve en derin düşüncelerinin, yani en gizli utançlarının ve en fazla değer verdikleri rüyalarının ortağı haline geldiğini söylüyor. Bu ilişkideki yakınlık hissi, psikiyatristin omuzlarına hastanın sağlığını, iyiliğini gözetmek gibi ağır bir sorumluluk yüklemektedir ki psikiyatristlerin sıklıkla yerine getirmekte başarısız oldukları bir sorumluluktur bu ama artık değil. Modern psikiyatrist artık herhangi bir insana rehberlik edip, onu zihindeki kaosun labirentinden çıkartarak berraklığın, tedavi ve iyileşmenin olduğu bir yere yönlendirebilecek araçlara sahiptir.

Bu kitap bir davet. Lieberman hastanın, hekimin, mesleğinin bir anlamda hayatın alnına vurulan “deli” yaftasını sökmeye çağırıyor: “Dünyanın şefkatli ve bilimsel bir psikiyatriye ihtiyacı var ve ben de sizlere ufak bir karşılama töreniyle de olsa, böyle bir psikiyatrinin en sonunda gelmesi gereken yere ulaştığını söylemek için buradayım. İzin verin, bu yolculukta psikiyatrinin başına neler geldi sizlerle paylaşayım…

İnsana kendi gerçekliğiyle yüzleşme çağrısını, ayrımcılığa, ötekileştirmeye savaşarak kendisinden başlatıyor psikiyatri.

Yaşar Öztürk
kitap@sosyalbilimler.org

 

Künye — Dr. Jeffrey A. Lieberman, “Deli” Doktorları: Psikiyatrinin Bilinmeyen Öyküsü, Çev. Funda Sezer, Say Yayınları


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org’a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

1 yorum

  • [* Shield eklentisi bu yorumu “0” olarak işaretledi. Sebep: İnsan SPAM filtre bulundu “oy” burada “comment_content” *]
    Akıl terazisinden geçmeden metne dönüşmüş bu klasik ağlama metni, husumetle pek çok uzmanlığı ve mesleği hedef alınmasıyla da pek özgün bir metin sayılmaz. Psikiyatri camiasının anlaması gereken bu işlerin demagoji ve laf kalabalığıyla yürümediği, asıl önemli olanın rakamlar ve sonuçlar olduğu. Bir düşünce yapısı hastalık tanısı alabiliyorsa eğer, pek tabi yer yüzünün en başta gelen akıl hastalığı psikiyatridir. Psikiyatri diliyle düşünenlerin (başta psikiyatristler) akıl hastalıklarından en fazla muzdarip olan, en fazla intihar eden insanlar olması da şaşırtıcı değil. Zaten bıktığınız bu söylemden farklı bir sivri dilli eleştiri yapacak olursam bu eleştiri psikiyatrinin sosyal bilimler içerisinde yayılmakta olan bir kanser olduğu, ne psikiyatrinin ne psikiyatristlerin sosyal bilimler içerisinde yeri olmadığı olur. Sosyal bilimlerin psikiyatrinin sağlıksız ticari söylemlerini çıkar amaçlı olarak takip etmesinin yanı sıra, sosyal bilimler alanında eğitimi olmayan bu kişilerin akıl almaz bir cahil cesaretiyle kendilerine uzmanlık devşirip bilir kişi olmak için habire uydurdukları Toplumsal Şizofreni, Sosyal psikiyatri vs kavramlarla her toplumsal konuda bilir kişi gibi kendilerini öne atmaları itibar edilmesi de bu kanserin yayılmasını hızlandırmakta. Sosyalbilimler.org sitesinde böyle bir yazı görmek de durumun vahametini tek başına ortaya koyuyor. İçeriğinin lüzumsuzluğundan da bağımsız olarak bu yazının burada ne işi olduğu gerçekten merak uyandırıcı. Madem bu konular medeni olarak konuşup tartışılması gereken konular umarım bu yorumu da yayınlama konusunda da medeni olursunuz.

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.