Sosyal Bilimler

Comandante: Özgürlük Fedakârlık İster! | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Comandante: Özgürlük Fedakârlık İster!

2003’te HBO, Stone‘un Küba’nın liderinin ofisinde dolaşırken, Brigitte Bardot’dan dem vurduğu, coşkulu Kübalıların sevgilerini gösterdiği ilk “Fidel Castro” belgeseli “Comandante”ni yayınlayacaktı. Castro, ABD’li üç korsanı idam edip, 70’den fazla siyasi muhalifi hapsettiğinde, HBO programı iki hafta kala geri çekti. “Kalbim kırıldı.” dedi Stone.

Castro’nun “Biz yenilirsek kalkar yine deneriz, diktatör yenilirse sonları olur.” şiarının en sağır kulaklarda bile güçlü şekilde çınladığı filmde Stone, Küba Devrimi’ni ateşleyen olayları anlatmaya Batista Rejimi ve muhaliflerin çatışması üzerinden başlıyor. “Beş kuruş param olmadığını ve kimseden destek almadığımı biliyordu. Bizi o yüzden serbest bıraktı.” diye başlıyor sözlerine, tempolu konuşması, çevik yapısıyla dolduruyor kadrajı. Bu her daim asker üniformasıyla ve silahla dolaşan adamın deneme çekimlerinde başarılı olamayışı, yönetmeni doğaçlama yapmaya itmiş. Biyografi olmasının yanı sıra uzunca bir röportaj niteliği de taşıyan film boyunca yönetmenin dış sesi terletici ve cevaplaması zor sorularını savurmaktan bir an bile vazgeçmiyor: “Hayatta bir pişmanlığınız var mı?” “Mücadeleye başlarken ne düşündünüz? Mücadele dolu bir hayat kaderiniz miydi?”

“Benim tepkim bir kültürün simgesine karşı alınmış diğerlerini tüketmek isteyen bir simgeye alınan tepkiydi.” diye başlıyor cevaplamaya, “Kültürel erozyona maruz kalmış bir millet vardı karşımızda. İnsanlar daha iyisini hak ediyordu. %30’u açlık sınırında, %60’ı işlevini yitirmiş. İlk 5 yılda 40 bin genç üniversiteden mezun oldu. Bu yıl bu sayı 700 binin üzerinde.”  Ancak bazı acı gerçekleri açıklamaktan da çekinmiyor: “İşsiz sayısı 1,5 milyon.”

comandante-asilSöz soğuk savaştan ve Amerika ile olan ilişkilerinden açılınca, başkanlardan bahsetmeye başlıyor; Kennedy Suikastı için “Dürbünlü tüfekle birkaç el ateş etmek zor. Komplo içinde komplo” diyor. Kennedy’nin diğer başkanlardan farklı olmadığını, Amerikan politikasının her daim kendilerine karşı olduğunu vurguluyor: “Kennedy’nin küresel barıştan söz ettiği dönemde bile Guetemala’da asker yetiştiriyorlardı. Onu da bizim müttefik olamayacağımıza ikna etmişlerdi.”  Castro 1959’da, ABD’nin desteklediği Batista diktatörlüğünü devirdiği zaman, ülkedeki tüm kumarhane ve genelevleri kapatmış, ekonomiyi millileştirmiş. Bu, mafya ile United Fruit Company, ITT, Shell gibi birçok çokuluslu ve ABD şirketini zarara uğratmış. ABD cephesinde ise, en iyi arkadaşı ve iş adamı Charles Rebozo ve diğerleri üzerinden mafyayla uzun zamandan beri bağlar kurmuş olan Başkan Yardımcısı Richard Nixon, CIA ile birlikte Castro’yu saf dışı bırakmak için gizli planlar yapmaya başladı. Bu planlardan Başkan Eisenhower‘ın da haberi varmış. John Fitzgerald Kennedy (JFK) başkan seçilince, hakkında ciddi endişe duyduğu Domuzlar Körfezi‘nden Küba’yı işgal etme operasyonunu devralmış. “İşgal için hazırlıklar sürüyordu. Biz, kendi topraklarımızda kimsenin maşası olmak istemedik.” Bu yüzden Nikita Kruşçev’le ittifak yaptıklarını, Rus füzelerinin sadece 12 gün Küba’da kaldığını, tehdit sona erdiğinde çekildiklerini söylüyor. Film bunun gibi birçok tarihi ayrıntı açısından ele alındığında şu ana kadar tek taraflı sunulmuş geçmişe önemli bir bakış açısı sunuyor: “1962’de Kennedy, nükleer savaş olacaksa, başlatan biz olmayacağız demişti. Ama silahlanmaya asla ara vermediler.” yönetmenin “Eğer elinizde olsaydı, o düğmeye basar mıydınız?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Hayır. Böyle bir savaşta herkes yok olurdu. Ancak, Rusların kendi çıkarlarını düşündüğünü reddedemem. Güçlerin eşit olmadığını biliyorduk. Ancak müttefiklerin bu kadar histerik olabilecekleri de tahmin edemezdik. Eşit güçlerin savaştığı bir mücadelede bizi asla yenemezlerdi. Bizden başka Orta Amerika’ya da müdahale etmişlerdi. Amerika’da iç güvenlik konusuna kim eğildiyse başkan seçildi.”

Vietnam’da Kübalıların savaştığına dair iddiaları reddeden Castro, “Vietnamlılar kimseden yardım almadılar. Onlar katil değiller. Ülkelerini savundular. Che, Vietnam’ın insanları sokağa dökeceğini söylemişti. Haklı çıktı.” diyor. Ve ekliyor: “Sadece güce dayanarak küresel barış tesis etmek mümkün değil. Kaos ortamı büyüdükçe herkes itibar kaybeder.”

Artık puro kullanmayan Fidel, laf arasında Charlie Chaplin ve Gerard Depardieu hayranı olduğunu söylüyor. Hayatta aldığı en kötü haber annesinin ölüm haberiymiş. İkincisi Che’nin ölümünü duyduğu anmış: Che’yle tartışmalı ayrıldıkları konusuna istinaden: “Bu tamamen yalan. Çok aceleci, yerinde duramayan biriydi. Afrika’da şartlar henüz oluşmamıştı. Bunu o da biliyordu.” diyor. Özel hayatının gizli kalmasını istiyor. Hayatımı geçirdiğim insanlar bana özeldir diyor ama iyi bir baba olamadığını da itiraf etmekten geri kalmıyor: “Onlara vakit ayıramadım çok üzgünüm.”

Halkın arasına karışmaktan korkmayan Castro, İnsanın iki yaşamı olması gerektiğine dair felsefi bakış açısına da şöyle karşı çıkıyor: “Birinci yaşam prova olsa ikinci yaşam anlamını yitirirdi. Hepimiz hata yaparız. Asıl mesele hatalardan ders çıkarmaktır.” 

“Gerçek anlamda bir pişmanlık yaşadınız mı?” sorusuna “Pişmanlığım yok. Ama yarım bıraktığım işleri tamamlamak isterdim.”

castro-stone

Castro, diktatör olduğu yönündeki iddiaları da alaycı bir tonla cevaplıyor: “Dikta dediğiniz nedir? Gerçekten bilen var mı? Amerika’ya boyun eğmediğim için mi kötüyüm? Eğer illa diktatör olacaksam kendimin diktatörüyüm. Kendi kendimi dikte ediyorum.”

Dinin gerekli olup olmadığı sorusuna yanıtı ise oldukça ilginç: “Papa bir zamanlar ‘Evrimin geçirdiği sürecin yaratılışla ilgisi yok.’ demişti. Umutsuzluğun hâkim olduğu dönemlerde, din kötü alışkanlıklara set çekebilir ancak halkın afyonu da olabilir. Nasıl ele alındığına, kimin nasıl yorumladığına bağlı.”

Küba’da özgürlükler konusuna gelince, ülkede başkanlık seçimleri yok ancak millet vekillerinden yerel yöneticilere, mahalli idarelere tüm seçimleri halk kendisi yapıyor. Siyasi liderler arasında siyahlar var ancak “olması gerektiği kadar fazla değil.” Ülkede insanların farklı cinsel yönelimlere yargılayıcı yaklaşmamayı öğrendiğini , kadınların yaşadığı birçok sorundan ve olumsuz sonuçlar doğurduğundan dolayı kürtajın yasal olduğunu söylüyor.

Son olarak “Yerinizi kim alacak?” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Bu tamamen duruma bağlı. Ancak, halkımın siyasi konularda duyarlı olacağına kuşkum yok. Kader yönünden bakarsanız, beni buraya getiren yine kader denilen şeydir. Bu halkın kalbinde yaşamaya devam edeceğim.”

Film, Benjamin Franklin’in Castro’nun ve bütün özgürlük savaşçılarının felsefesini özetleyen ünlü sözleriyle kapanıyor: “Kendi geçici güvenliği için özgürlüklerinden vazgeçen biri ne özgürlüğü ne de güvenliği hak eder.”

Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler Platformu, Sinema Editörü
z.s.gencer@sosyalbilimler.org

Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

  • Son Efsane: Comandante / Comandante
  • IMDb Sayfası
  • Biyografi, Belgesel Film
  • Yönetmen:  Oliver Stone
  • Oyuncular: Fidel Castro, Oliver Stone, Juanita Vera

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.