Sosyal Bilimler

Homo-Erotisizme Dair Kararsız Bir İzdüşüm: Call Me by Your Name | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Homo-Erotisizme Dair Kararsız Bir İzdüşüm: Call Me by Your Name

Toronto ve Sundance festivallerinde ilgiyle karşılanan Call Me by Your Name [Beni Adınla Çağır – 2017], ana akım queer sinemanın kısa kronolojisinde, homo-erotisizme karşı gösterdiği polemiklerden, histerilerden uzak yaklaşımla yerini alıyor. Üstelik, geçen yılın En İyi Film Oscarı kazananı Moonlight’ın [Ay Işığı – 2016] adımlarına da riayet etmiş gibi görünüyor. Her iki hikaye de orta sınıf ahlakî sınırlarının dışında gerçekleştiğinden toplum uygulayıcı ve önleyici olarak anlatıda çok az -yelpazenin farklı, hatta karşıt uçlarında- rol oynuyor. Barry Jenkins’in üç bölümlü yapımı siyah bir adamın Miami’de geçirdiği büyüme sancılarını konu alırken, Luca Guadagnino’nun seksüel uyanış portresi Lombardy’nin şatafatlı bir köşesinde geçiyor.

Io sono l’amore [Benim Adım Aşk – 2009] ve A Bigger Splash‘da [Sen Benimsin – 2015] maceracı Avrupaî bir hassasiyetle Tilda Swinton’ı şaşırtıcı heykelvarî bir erotik figür olarak sunan İtalyan yönetmen, Desire üçlemesinin son ayağında hikayesini daha asil bir mekana taşıyor. Yönetmen, seyircisini Pearlman’ların Kuzey İtalya’daki yazlık evlerine davet ediyor; seksüel uyanışın şafağındaki 80’ler dekorunu, çoğunlukla derebeylikten kalma zenginliğin tadını çıkaran entelektüel burjuva yapısı ve seçkin zevklerle dolup taşan birçok dilin konuşulduğu bu küçük kasaba ortamı çerçevesinde ustalıkla yansıtıyor. Pearlman’lar aile dostları ve kahramanlarımız Elio ve Oliver, güneşin kendisinin bile bir nevi kutsama gibi kadraja dahil edildiği bu şiirsel dekorda ilmi anlaşmazlıkların ve gurme lezzetlerin tadını çıkarıyorlar.

Guadagnino, André Aciman’ın 2007 romanının dekorunu İtalyan Rivierası’ndan Kuzey İtalya’daki ana vatanına kaydırıyor; bunun dışında James Ivory’nin yazdığı senaryoya sadık kalıyor. Arkeolojik kazılar yapan bir uzman olan Bay Pearlman, her yıl bir Amerikalı yüksek lisans öğrencisini araştırmalara yardımcı olması ve aile ile yaşaması için işe almaktadır. Her yıl, yeni gelen bir öğrenci, oğulları Elio’nun odasında kalmaktadır. Fakat özellikle bu yaz, artık 17 yaşında olan Elio, kendisini evlerine gelen bir yabancıya, Oliver (Armie Hammer)’a duyduğu beklenmedik arzuyla ilk aşkın acısına ve sarhoşluğuna bırakır.

Kitap ve film arasındaki en büyük fark, Aciman’ın romanı yaşlı Elio’nun bakış açısından birinci kişi anlatımıyla geliştiği halde, filmin şimdiki zamanda yani, 1983’te başlaması ve görüş alanını genişletmesidir. Gençlerin karşılıklı yaklaşma ve kaçma düetlerindeki anlık değişimlerin arka planında, piknikler, danslar, bisiklet gezintileri ve yüzme seansları özgün dramatik yapıyı oluşturur. Yine de sıkılmış, örselenmiş, umutsuzluk krizlerine teslim olmuş Elio hala anlatının merkezindedir. Ancak izleyiciler olarak bizler artık (kitapta olduğu gibi) bazen boğucu bir hal alan mahçup ergen zihninin gizli köşelerine —Beni fark ediyor mu? Hislerim karşılıklı mı? Onunla konuşmalı mıyım?— kapalı kalmıyoruz.

Elio, her hareketi yeniden değerlendirerek, aklından geçen her düşünceyi tartarak ve gündüz düşleri kurarak yaşıyor. Diğer karakterler —kahramanları yakın markaja alan kızlar olabilir— onlar da kendilerince zaman işgal ediyorlar; dahası, Elio yetenekli bir piyanist. Oliver’a klasik bestecilerin eserlerinin versiyonlarını dinletirken, müzik hem ana motif hem de gelecek vaat eden bir uğraş olarak ortaya çıkıyor.

Bir taraftan, Elio, hormonlarının rahat vermediği bütün ergenler gibi; telaşlı ve şaşkın, arzu ve korku arasında gidip geliyor. Genç adamın ikilemi, bir dereceye kadar eşcinsel tabu ve gerilimle harmanlanıyor. Ancak ikilinin ilişkisinin vardığı noktanın beklenmedik olmaktan çok uzak olduğu en baştan seziliyor.

Film, erkek başları ve gövdelerine dair klasik görüntülerle açılıyor; Praxiteles ve Helenistik kültüre göndermelerle dolup taşıyor. Ve sonra, ‘erkekler için erkek cinselliği’ konusunun peşine düşüyor. Oliver neredeyse deux ex machina gibi, adeta gaipten yükselen bir Adonis figürü; bir vahiy; arabadan çıkıyor ve o an sanki Elio’nun hayatında bir tümsek aşılıyor ve bir şeylerin cevabı bulunuveriyor.

Elio, hissettiği çekimin karşılıklı olup olmadığını bilmiyor; Oliver ise tereddüt içinde kalıyor, muhtemelen hem yaşça büyük biri hem de konuk olarak içinde bulunduğu konum işin ahlaki boyutunu ele almasını ve aynı Humfey Bogart gibi “ikisi içinde düşünmesini” gerektiriyor. Asimile olmuş Yahudi bir aileye mensup hayli toy Elio’nun aksine, Oliver Avrupa kökenli protestan orta sınıf beyaz Amerikalıların doğal bir dışa vurumu; yerel sakinlerden çok bir arketip; tatlı, kendini beğenmiş bir çapkın —Nocturnal Animals’daki [Gece Hayvanları – 2016] eş gibi.

Homeseksüel temaların zeki tarihçisi Parker Tyler, Homoeros olarak adlandırdığı bu figüre mitik bir boyut kazandırmıştı; ve bu karakteri, Morte a Venezia [Venedik’te Ölüm – 1971], Billy Budd [1962], Bekenntnisse des Hochstaplers Felix Krull [1957] ve Teorema [1968] gibi filmlerde dönüşümsel bir bileşen olarak nitelendirmişti. Hammer, Terence Stamp veya Tilda Swinton’ın hermafrodit cazibesine sahip değil. O daha çok tek boyutlu bir figür, muhtemelen Bertolucci’nin Stealing Beauty‘sindeki [Çalınmış Güzellik – 1996] Liv Tyler’a daha yakın; adeta yönetmenin arzu nesnesi. Ve Bertolucci’den bahsetmişken, filmin çok konuşulan şeftali sahnesinde de Guadagnino’nun, yiyecek ve cinselliğin en abartılı eşleşmesini yakalama konusunda İtalyan selefiyle rekabet ettiği söylenebilir (Ne kadar başarılı olduğu ya da bu kıyasın adil olup olmadığı tartışmalı olduğu halde.)

Call Me by Your Name, yönetmenin daha önceki filmlerinden daha davetkâr ve hiç kuşkusuz daha az barok. Yaz atmosferinin rehavetini, sıkıntının baş gösterdiği anları, ayrılık zamanının giderek yaklaştığı hissini, elden kaçan fırsatların yarattığı hayal kırıklığını yansıtmada oldukça başarılı. Ancak sıklıkla seyircinin ‘gözüne sokulan’ meyve metaforları; özellikle şeftali ve elma (yasak elma) oldukça klişe ve bir o kadar da sığ. Finalde, Elio’nun babasının her şeyden haberdar olduğunu ve oğlunun seçimlerini desteklemekle kalmadığını aynı zamanda geçmişte böyle bir durumla karşılaştığında tereddüt ettiği için pişmanlık duyduğunu; oğlunu bu nedenle kıskandığını ifşa eden monoloğu da ön yargılardan uzak bir bakış açısını savunduğu göz önüne alınırsa gerçekten takdire şayan; ancak aynı konu etrafında dönmesi hususuna gelirsek; empati kurmanın değerini dile getirmekten çok, durumu sıradanlaştırıyor.

Üstelik Oliver’ın evlilik haberi Elio’yu yıkıyor; kameranın, ilk aşkını uğurlamanın ağırlığıyla hicrana kapılmış yüzündeki ifadede donmasından önce, ertesi sene evlerinde çalışmaya gelecek öğrencinin bir kız olduğunu öğreniyoruz. Bu açıdan filmin Elio’ya da Oliver’a olduğu gibi “normlara” uygun bir son/teselli bahşetmesi de yapımın özgürlükçü- ön yargılardan uzak olma iddiasıyla çelişiyor. Tutkularının peşinde koşması için cesaretlendirilen/babasından cüretli olmayı başardığı için takdir edilen Elio’ya biçilen kaderin gerçeklerle yüzleştiği noktada ne hikayenin ne de yönetmenin bu özgürleştirici tutum konusunda samimi olmadığını anlamak işten bile değil.

Zeynep Şenel Gencer
zeynep@sosyalbilimler.org
Yayın Koordinatörü / Sinema Editörü


Vizyon Tarihi: Ocak 2017 (USA – Sundance Film Festival)
Yönetmen: Luca Guadagnino
Oyuncular: Armie Hammer, Timothée Chalamet, Michael Stuhlbarg
Tür: Dram, Romantik
Ülke: Fransa, İtalya, ABD, Brezilya
 IMDB Sayfası


 YASAL UYARI: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır.Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.