Sosyal Bilimler

Burjuvazinin Acı Kefareti: The Killing of a Sacred Deer | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Burjuvazinin Acı Kefareti: The Killing of a Sacred Deer

Yunan asıllı yönetmen Yorgos Lanthimos’un son filmi The Killing of a Sacred Deer [Kutsal Geyiğin Ölümü – 2017], birçok eleştirmen tarafından “Euripides’in Iphegenia Aulis trajedisinin, Kubrick’in görsel işitsel coşkunluğuyla, Haneke’nin Funny Games’inde cisimleşmiş hali” olarak tanımlandı. Ancak, Yunan mitolojisindeki bu hikayeyle film arasındaki benzerlik, daha çok “suç ve ceza” ile ilişkiliydi. Yönetmenin de belirttiği gibi bu, intikamdan ziyade —ki Euripides’in trajedisinde de intikam değil bir diyet ödenmesi söz konusudur— bir “adalet ve denge” hikayesiydi; bu biraz da zayıf ve naif sanılan tarafın, olgun ve güçlü görünen biri için tehdit oluşturabilmesinin, kendinden üstün olması gereken insanlar üzerinde güç sahibi olmasının öyküsüydü.

Film, bir göğüs kafesine ait rahatsız edici makro çekimle açılıyor; sahnenin tam ortasında, ameliyat edilen ve halen atan bir kalp var. Arka planda, kan donduran bir Schubert ezgisi [Jesus Christus Schwedt am Kreuze, Stabat Mater in F minor] çalıyor. Sonra, sanki sonsuza uzanan aydınlık koridor boyunca ilerleyen beyaz önlüklü bir figür görüyoruz. Steven Murphy (Colin Farrell), ünlü bir kardiyolog. Şehrin zengin mahallelerinden birindeki evinde, güzel eşi Anna (Nicole Kidman) ve iki çocuğu, 12 yaşındaki Bob (Sunny Suljić) ve kızı Kim (Raffey Cassidy) ile yaşıyor.

Steven’ın hayatı mükemmel hatta 16 yaşındaki tıbba ilgi duyan ve aslında biraz da kendi oğluymuş gibi görünen zeki Martin’e (Barry Keoghan) vakit ayırmakta zorluk çekmiyor. Ancak ilişkilerinin hiç de tekin olmayan doğası kısa sürede kendini gösteriyor: Martin’in babası, Dr. Murphy’nin ölen bir hastasıdır. Ve doktorun mükemmel yaşamı, Martin’in kurallarına riayet ettiği sürece güvende olacaktır fakat doktor bu somurtkan ergenin kaprislerine, sürekli aramalarına ve ısrarlarına daha fazla katlanamaz, telefonlarına çıkmamaya, annesiyle flört etmemeye ve randevularını aksatmaya başlar. Bu küçük hata, Martin’in Steven’ın babasının ölümü karşılığında ödemesi gereken diyetin ailesinden birinin ölümü olduğuna karar vermesine yol açar.

Hikayede, Euripides’in trajedisine gönderme yapan bazı unsurları —özellikle değer verilen bir varlığın ölümüne istinaden talep edilen diyetin yine karşı tarafın değer verdiği biri olmasını— göz ardı etmek mümkün değildir. Ancak, Agamemnon’un Avcı Tanrıça Artemis’in kutsal geyiğini yanlışlıkla öldürmesiyle, Steven’ın Martin’in babasını içkili halde ameliyata girerek ihmal sonucu öldürmüş olması arasında büyük bir fark olduğunu belirtmek gerekir. Bu nedenle de, doktor aslında “yerine getiremediği sözün” (ölen babanın rolünü üstlenmek) —Hz. İbrahim hikayesinde olduğu gibi— diyetini ödemek zorunda kalır: “Adalete yakın olduğunu düşünebildiğim tek şey bu.” der Martin Anna’ya ve sanki o an yönetmenin sözlerine atıf yapar:  “Kuralların olması demek, insanların bunları çiğnemesi demektir; ve bu ceza gerektiren bir durumdur. Bunun filmlerimde işlenmesi gereken bir mesele olduğuna bilinçli şekilde karar vermedim- bu onların yapısının bir sonucudur.

Bu bakımdan, Lanthimos’un karakterlerine mitoloji bilgisi vermesi ve onları kendi korkularıyla cebelleşmeye bırakması ilginçtir. Iphegenia Aulis’te suyun yüzeyinde, yönetmenin bilerek gözümüze soktuğu bir ayrıntı olarak kalır çünkü karakterlere bahşedilen bilgi, onlara kendilerini Martin’in gazabından kurtarmaları ve trajedilerinin nihai sonucunu değiştirmeleri için olanak sağlar.

Kynodontas [Dogtooth – 2009] ve The Lobster [2015] filmleri de insan etkileşimlerinin gerçek olduğu sürreal dünyalara odaklanan Lanthimos, son filmini, kendi yöntemlerini ters yüz ederek yapılandırıyor. The Killing of a Sacred Deer’da karakterler gerçek dünyada kalırlar ve etkileşimleri sürreal ve izlemesi güç hale gelir. Doktorların Kim ve Bob’un aniden hareket edemez hale gelişinin nedenini saptayamadığını gözlemlemek oldukça korkutucu bir deneyimdir. Doktorun, 16 yaşındaki Martin’in “kara büyüsü”nün çocukların felç olmasına neden olduğunu düşünmeye itilmesi de ayrıca ıstırap vericidir. Şüphesiz ki, acayip olaylar, Martin’in Steven’in çocuklarından birini öldürmesi talebiyle tırmanışa geçer.

Bununla birlikte, kara mizah unsurlarıyla dikkat çeken bir trajedi, Lanthimos ve Philippe’nin işbirliğinden beklenebilecek bir şeydi, bu nedenle, filmin görsel yapısını oluşturma sürecindeki ilerlemeler özellikle değinmeye değerdir. Yönetmenin daha önceki filmleri Kubrick’den etkilenmiş olsa da The Killing of a Sacred Deer, büyük yönetmene mutlak bir saygı duruşu olarak görülebilir.

Yüzeyin üzerinde, Steven Murphy ve eşi Anne’in, birçok bakımdan Eyes Wide Shut [Gözü Tamamen Kapalı – 1999] filmindeki William ve Alice Harford’ı hatırlatan bir hayatı vardır. Eğlence anlayışları, seksüel yaşamları, kızları, bütün bunlar sanki aynı ailelermiş izlenimi yaratır. Ve tabii bir de her iki filmde de doktorun eşini oynayan Nicole Kidman’ın varlığı bütün bu çıkarımları destekler.

Kubrick’i model alan Lanthimos, film için modern ve klasik tınıları harmanlayan bir arka plan müziği seçmiş. Hans Pfitzner ve Franz Schubert’in melodileri temel bir dayanak oluştururken, Joe Smith & The Spicy Pickles ve Elle Goulding, kasvetli ve rahatsız edici atmosfere kalıplaşmış tonlamalar aşılıyorlar.

Filmin elindeki en büyük kozun, Lanthimos’un kasıtlı olarak mekanikleştirilmiş karakterlerine duygu aşılayabilmeyi başaran oyuncular olduğunu da söylememiz gerekir. Colin Farrell, rolünü Lanthimos’la önceki işbirliği The Lobster’daki performansının omuzlarında yükseltiyor. Ancak bu sefer, “Lanthimosvari” diyalogların kesintiye uğratılmadığı daha derin bir performansa şahit oluyoruz. Diyaloglar, abartılı ancak son derece gündelik —saat kayışı, limonlu pasta ve regl hakkında tartışmalar— ve bir trans halinin tek renkli ritimleri içinde gelişiyorlar. Bu özgün diyaloglar ve oyunculukların etkisini hafifletmek yönetmenin imzası sayılabilir; ve bu durum dayatmacı görünse de, aslında daha inandırıcı bir tesir yaratıyor. Nicole Kidman, rolüne çekicilik ve duygu katıyor; performansı neredeyse çığır açıcı, ki böylesi bir adanmışlığı belki de Eyes Wide Shut’dan beri görmemiştik.

Neticede, filmi izlemeyi seçenleri, faydacı ahlakın sürrealist ve son derece zorlu patikalarında geçen iki saatlik rahatsız edici bir deneyim bekliyor. Film, birçok yönden, Euripides’in Iphigenia’ya yönelik insancıl yaklaşımından çok Lanthimos’un dünyasıyla ilgili daha fazla bilgi veriyor. Iphegenia Aulis hikayesinde, Iphigenia Artemis tarafından bağışlanır —bu noktada Hz. İbrahim ve İsmail efsanesinin izleri belirgindir— ve Euripides’in başka bir oyununda Artemis’in tapınağında rahibe olarak ortaya çıkar ki burada insan kurban olmakla ilgili ironik bir sorumluluk üstlenir.

Ancak Steven ve ailesi için böylesi bir erteleme söz konusu değildir; Martin, Steven aile üyelerinden birini öldürmezse hepsinin öleceğini belirtir; önce yürüyemeyecekler, sonra yemeyi reddedecekler ve sonra da gözlerinden kan gelecek ve öleceklerdir. Başta, Martin’in verdiği ceza oldukça sadistçe gelir: Hastalar her zaman ölebilirler ve bir doktora yöneltilen böylesi bir gaddarlık kabul edilemezdir. Özellikle, Steven “bir cerrah asla bir hastayı öldürmez, bir anestezi uzmanı öldürür” diyerek (başkasını suçlayarak) kendisini savunduğunda daha da aşırı gelmeye başlar. Ancak, hikaye ilerledikçe, Steven’ın ameliyat sırasında alkollü olduğunu öğreniriz; Kim’in ölmekte olan kardeşine merhamet göstermek yerine, müzik çalarını kendisine bırakmasını istediğine; çocuklarının felaketi karşısında, hangisinin okulda daha başarılı olduğuna göre seçim yapmaya çalışan Steven’ın ikilemine ve Anna’nın “çocuklardan birini seçelim, ikimiz de sağlıklıyız yeniden çocuk sahibi olabiliriz” deyişine şahit oluruz. Ve onların da aslında zalim Martin’den çok da farklı olmadıklarını düşünmeye başlarız. Sonra, suçlanan arkadaş da Matthew (Bill Camp), Anna’ya “bir anestezi uzmanı asla bir hastayı öldüremez; sadece bir cerrah hastayı öldürebilir” der. Bu noktada Anna’nın kocasının “günahını” kabullenme ve sahiplenme evresine girdiğini görürüz. Belki, Matthew’e gerçeği söylediği için gösterdiği “ilgi” de aslında bir kefarettir.

Gerçi sorun sadece alkol bağımlılığı değildir. Bir anlamda Steven’ın günahı, burjuvazinin (genel anlamda bakarsak bütün insanlığın) günahıdır. Güzel bir evde, dışarıdan mükemmel görünen ailesiyle yaşamaktadır; bilim ve tıbbın katedrali denilebilecek; nef benzeri koridorlar, helezoni lobiler, MRI sunaklarla bezeli (Lanthimos’un kamerasından bakıldığında) bir hastanede çalışmaktadır. Martin ise kendi deyimiyle: “Steven’ınkine hiç de benzemeyen mütevazi bir evde, çok da iyi olmayan bir mahallede” yaşamaktadır. Yarı zamanlı bir işte çalışan dul annesi geçimlerini zorlukta sağlamaktadır. Martin, aynı Agamemnon’un Iphigenia’nın kurban edilmesinin kefaretinden daha fazlasını ödemesi gibi, Steven’ın bütün bu lüks, şaşaa ve mesuliyetten muaf hayatın bedelini ödemesi için gelmiştir. O, daha çok burjuvazinin pastadan daha fazla pay alışına isyan eden ayrıcalıklardan yoksun, dezavantajlı kesimlerin temsili gibidir. Agamemnon, Atreus’un soyundan gelir; bu aile, cinayet, çocuk kaçırma, tecavüz ve ensest ile sınırlı olmayan birçok nedenden dolayı lanetlidir. Steven ve ailesi ise, kibirleri, aldırmazlıkları, bencillikleri ve kendilerine aşırı güvenleri, zevkleri, rahatları uğruna başkalarını feda etmekten çekinmemeleri nedeniyle lanetlidirler.

Eshilos’un nezninde, Atreus soyu, insanlığın aşırılıkları ve kibrini temsil eder. Oresteia üçlemesinin son trajedisi Eumenides (iyilikseverler, merhametliler) de lanet, insanlığın kana kan çağından, hukuk devrine geçmesine yardımcı olan Athena ve Apollo’nun çabalarıyla bozulur. Diğer yandan, Lanthimos’un finalinde, belki de daha ilkel bir kana kan adaletinin sonuçlarını görürüz: Steven, Anna ve kızları Kim —oğulları Bob, gözlerini kapatıp elinde silahla evinin salonunda dönen Steven’ın kurbanı olmuştur— film boyunca gördüğümüz aynı lokantada otururlar ve yine aynı yemekleri yerler; Martin ise yan masadan aileye göz gezdirir. Aslında pek bir şey değişmemiştir; Steven ve Anna’nın, burjuva yaşamlarını sürdürmesine izin verilirken, kızları aileye bela olan tanrı benzeri Martin’i arzulamaya devam eder.

Eğer Eshilos’un dünyası günaha karşılık hak edilen cezayla tanımlanıyorsa; Lanthimos’un dünyası da suçluluk duygusuyla tanımlanmıştır: Ona göre, “suça/günaha, kabul etmek istediğimizden ve kesinlikle anladığımızdan daha fazla dahiliz”dir. Murphy ailesi, abartılmış bir örnek olabilir fakat onların günahları, bütün olarak, zevk ve ilerleme arayışında sayısız hayatı yok eden ve asla kefaret ödemeyen insanlığın günahlarından farklı değildir. “Baba’mızın (Tanrının) evinde (dünyada) bir lanet var” der gibidir Lanthimos “ve bizimle işi henüz bitmedi.

 

Zeynep Şenel Gencer
Yayın Koordinatörü / Sinema Editörü


Vizyon Tarihi: Mayıs 2017 (Fransa — Cannes Film Festivali)
Yönetmen: Yorgos Lanthimos
Oyuncular: Colin Farrell, Nicole Kidman, Barry G. Bernson, Herb Caillouet, Bill Camp
Tür: Drama, Gizem, Gerilim
Ülke: Birleşik Krallık, İrlanda, ABD
 IMDB Sayfası


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org’a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.