Sosyal Bilimler

Bilim-Politika İlişkisi: Bilimsel Süreçte Toplumsal ve Ahlakî Değerler Etkili Olmalı mıdır? | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Bilim-Politika İlişkisi: Bilimsel Süreçte Toplumsal ve Ahlakî Değerler Etkili Olmalı mıdır?

21. yüzyılda bilim ve teknoloji hızla ilerleyerek birçok alanda önceden hayal edilmesi zor olan birtakım gelişmelerin başını çekerken, bir yandan da gittikçe günlük hayatımızın arka planına sinmiştir. Buna karşın bilim ve toplum arasındaki ilişkiler bundan bir asır öncesine göre daha çok gergindir. Bilim savaşları ve bilim sosyolojisiyle beraber bilimsel bilginin statüsünün tartışmaya açılması gibi akademi içerisinde yaşanan ve yer yer popüler kültürde de yerini bulan (bkz. Alan Sokal Olayı) gerilimlerin gündeme gelmesi son 20-30 yıl içerisinde olmuştur. Buna ek olarak, bilimsel araştırmalara verilen fonların belli alanlara kayması ve bilimin kamu politikalarını ilgilendiren kararlarda belirleyici rol oynaması dikkat çekerek tartışmalara yol açarken, bilime karşı yapılan eleştirilerin bir kısmının da -genel kanının aksine- bilimsel okuryazarlığa sahip kişiler tarafından yapılması söz konusu hale gelmiştir. Bunlar bir noktada bilimin otoritesinin ve bu otoritenin kaynağının sorgulanmasının sonucudur. Bu sorgulama kimilerince sanıldığının aksine bilime karşı durmak veya anti-entelektüelci bir tutum sergilemek değildir. Nitekim, kimi düşünürlere göre bu tür tartışmalar bilimin daha güvenilir, saydam ve dogmalardan uzak olmasına katkı sağlayabilir. Günümüzde bilim felsefesinin canlı ve güncel tartışmalara ev sahipliği yapması biraz da bu atmosferden kaynaklanmaktadır. Ana konuya girmeden önce, iki noktanın altını çizmek gerekiyor. İlk olarak, bilim kamu politikası kararlarında kesinliği su götürmez doğrular sağlayan bir rehber olamaz. Nedenini aşağıda göreceğiz. İkinci olarak da kamu politikası kararlarını tasarlayan ve uygulayan kişiler çoktan verilmiş kararları onaylamak için bilime başvuramazlar. Şayet önceden doğruluğu konusunda yargı verilmiş bir kararı/önermeyi sonradan ampirik kanıtlarla desteklemeye veya bilimsel teorilere uydurmaya çalışmak, bilimden çok şarlatanlığa göredir. Bahsi geçen iki durumda da risk içeren politika kararları verilirken bilimin otoritesinin arkasına sığınmak, bilimi suiistimal etmek söz konusu olur.

Bilimin otoritesinin nereden kaynaklandığını sorduğumuzda ise basitçe bilimin bilimsel değerlere dayanan süreçlerle işlemesi olduğunu söyleyebiliriz. Şayet, bilimin dış dünyayı ve doğayı açıklamakta ve onlarla alakalı hipotezler üretip tahminler yapmaktaki başarısı yadsınamaz. Bu başarısı da çoğunlukla bilimin metodolojisine ve dayandığı (veya dayanmadığı) değerlere atfedilir. Bilimsel değerlerden çoğunlukla kasıt epistemik değerler denen ve farklı bilim adamı/bilim felsefesicisi/sosyologların değişen görüşlerine rağmen aşağı yukarı benzer kalmış değerlerdir. Bir teorinin basitliği, açıklayıcılığı, yeni araştırmalara rehberlik etmesi, birden fazla fenomeni açıklayabilmesi, genel kabul gören teorilerle tutarlılığı gibi değerlere epistemik değerler diyebiliriz.

Bilim felsefesi, bilimsel değerleri en açık biçimde ifade eden ve onları koruyan disiplindir. Ancak Heather Douglas’ın da Science, Policy and the Value-Free Ideal (Bilim, Politika ve Değer Tarafsızlığı İdeali)  kitabının önsözünde belirttiği üzere bilim felsefesi disiplininin kendi tarihsel kökenlerine baktığımızda, bu disiplinin kendisine bakışına içkin çok temel bir varsayım olduğunu görürüz: Değer tarafsızlığı ideali (the value-free ideal). Heather Douglas bu idealin göze alınmaması gereken riskler yarattığını ve yerinin daha iyi bir idealle doldurulabileceğini düşünmektedir. Değer tarafsızlığı ideali toplumsal, ahlakî ve politik değerlerin bilim adamları üzerinde hiçbir etkisi olmaması gerektiğini savunur ve bir dönem bilim adamları ve felsefecileri tarafından kuvvetle benimsenmiştir. Özellikle de soğuk savaş döneminde bilimi politik olayların etkisinden korumak için benimsendiği de söylenebilir daha sosyolojik bir bakışla. Günümüzde de birçok başarılı bilimi insanı bu mevzu üzerine düşünmeden değer tarafsızlığı idealini kabul etmektedir. Bunun bir sebebi de belli bir bilimsel disiplin içerisinde ilerledikçe o topluluğa içkin değerleri benimsemekten kaynaklanır. Değer tarafsızlığının bu kadar tutulmasının sebebi, bilimin güvenilirliğini sağlayacağına dair inançtır. Ne de olsa dış dünyadaki olgular hakkında bize en güvenilir bilgileri ve tahminleri bilimin sağladığı ortadadır. Burada söz konusu olan tahminler desteklenen (verification/confirmation) hipotezlerin oluşturduğu teorilere göre yapılır. Örneğin elimizdeki fizik bilgisiyle deniz akıntıları, hava durumu tahmini, savaş silahlarının, topların, mermilerin, füzelerin, uyduların hareketi hatta normal bağlamlarda piyasanın durumu ve ilişkileri vb. hakkında çok büyük ihtimalle doğru çıkacak tahminler yapıyoruz. Bunlar bilimsel bilginin başarısı ve güvenilirliğine tanıklık edecek basit gerçeklerdir. Ancak buradaki ince nokta bilimin başarısının ve güvenilirliğinin kesin doğrular üretmesinden kaynaklanmamasıdır. Nitekim böyle bir şey zaten mümkün değildir çünkü bilimsel hipotezlerin test edilmesi tümevarımsal bir süreçtir ve bu sebepten teori ve kanıt/veriler arasında bir boşluk vardır (inductive gap). Aynı zamanda da hiçbir veri bir hipotezi yüzde yüz doğrulayamaz (underdetermination), çünkü hipotezler veya önermeler dış dünyada var olan nesnelere ontolojik olarak benzememektedirler. Dolayısıyla doğruluğu kesin denecek tümdengelimsel bir süreç, ampirik veri içeren hiçbir süreçte mümkün değildir. Bunlar bilimsel sürecin işleyişine içkin gerçeklerdir ve hipotezlerin desteklenmesi veya yanlışlanması sürecinde daima hesaplanması gereken bir risk bulunacağına işaret ederler.  Doğru bir hipotezi yanlış zannederek reddetmek (Tip I) veya yanlış bir hipotezi reddetmemek (Tip II) hataları belki de teorik çalışmalarda çok ciddi sonuçlara yol açmayabilir ancak Heather Douglas’ın ele aldığı kamu politikası kararlarında bu tür risklerin hayatî tehlike arz etmesi mümkündür. Bir ilacın güvenli olup olmadığının hesaplanması, bir uçağın düşüp düşmeyeceği veya bir fabrikanın kurulmasının çevreye vereceği zararın göze alınabilecek kadar küçük olup olmadığı vb. kararlarda bilim insanlarının ilacın güvenli olduğu hipotezini desteklemesi veya yanlışlamasının ciddi sonuçları olabilir. Ve bu kararı sadece epistemik değerlere dayanarak, kesin olarak vermek mümkün değildir. Bu tür durumlarda, yani Tip I ve II hatalar arasında bir tercih yapılması veya bir tercih eşiği belirlenmesi gerektiği durumlarda değerler kritik bir rol oynamaktadır. Douglas bu riske tümevarımsal risk (inductive risk) demektedir. Bu bahsettiğimiz bilimin politika sonuçlarını direkt etkileyeceği durumlar sadece Tip I-II hatalarıyla sınırlı değildir, farklı bilim felsefecileri farklı alanlarda benzer durumların nasıl olabileceğini tartışmaktadırlar. Örneğin, bilimde epistemik riskler de olabileceği bir hastalığın hastalık olarak tanımlanmasında veya ekonomik araştırmalardaki risklerin epistemik olup olamayacağı güncel literatürde konuşulmaktadır. Douglas’a göre bilim sadece epistemik değerlerle değerlendirildiğinde yeterince kapsayıcı bir analiz yapamamaktan kaynaklı sorunlarla karşılaşılıyor. Çünkü Douglas’a göre bilim sadece düşünsel değil aynı zamanda da ahlakî bir özelliğe de sahip. Bilimin ahlakî olup olmadığı veya ne derece öyle olduğuna dair birçok farklı görüş mevcut. Örneğin, Gregor Betz, 2010 senesinde yayımladığı In Defense of the Value Free Ideal (Değer Tarafsızlığı Üzerine Bir Savunma) makalesinde bilimsel hipotezlerin desteklenmesi veya reddedilmesinde ahlakî değerlere ihtiyacı olmadığını savunurken, Douglas sadece bilimin bazı spesifik aşamalarında ahlakî değerlere danışılması gerektiğini söylemiştir (ampirik desteklenme/yanlışlanma da değil, de örneğin Tip I-II eşiği kararlarında). Helen Longino (2009) ise değerleri epistemik ve sosyal/ahlakî olarak bölemeyeceğimiz için bilimin her aşamasına ahlakî değerlerin nüfuz ettiğini ve yapabileceğimiz en iyi analizin bu değerleri ortaya çıkarıp tartışmaya açmak olduğunu söylemiştir. Bu konuda pek çok farklı görüş mevcut ve türemeye de devam ediyor. Örneğin, ekonomi disiplini de bazı yönlerden benzer şekillerde hipotez test ettiği için bu tartışmalardan pay alması mümkün. Dani Rodrik’in Economics Rules kitabında ortaya koyduğu metodolojik problemler direkt doğa bilimleriyle örtüşmese de göz önünde bulundurulabilecek benzerlikler olduğunu gösteriyor.

Yine bir parantez açmak gerekirse, değerler bilimsel sürecin bir hipotezi ampirik olarak destekleme veya yanlışlama sürecinde etkili değildir. Çünkü ne olursa olsun bir hipotezin doğruluğu araştıran kişinin değerlerinden çok, dış dünyayla olan ilişkisiyle alakalıdır. Bu bizim dış dünyayla alakalı gerçekleri bilip bilemeyeceğimizle veya bilgileri oluştururken ne kadar kendi değerlerimizle şekillendirdiğimizden bağımsız olarak dış dünyadaki olguların kendilerinin nasıl olduğuyla alakalıdır. Değer Tarafsızlığı İdeali bu açıdan bilimin ilerlemesi için bir sorun teşkil etmez ve bir noktada bu fikrin üzerine kurulmuştur. Böylece bilim kendi içerisinde değerlerden tarafsız bir şekilde ilerlerken, politika da bilimde hangi alanların üzerine düşüleceğini belirleyebilir. Ancak yazıda bahsettiğimiz tümevarımsal risk bu fikre karşı makul bir şüphe ortaya koymuştur.

Son olarak, değerlerin bilimsel süreçteki etkilerini bilim içi ve bilim dışı olarak bölmek mümkün. Bilim içi etkilerinden bir nebze bahsettik, bilim dışı etkilere ise değinmedik. Ancak değerlerin bilim dışı etkilerine basit bir örnek ise bilimsel araştırmalarda Nazi deneylerindeki verileri kullanmayı reddetmek olabilir.

Özetle, bilimin otoritesi başarısına ve güvenilirliğine dayanıyor ve bu otorite kamu politikası kararlarında rol oynuyor. Bu otoritenin dayanaklarını sorgulamak, ki bu geleneksel olarak değer tarafsızlığı idealini sorgulamak anlamına geliyor, aynı zamanda bilimsel değerlerin ve bilimsel hipotezlerin doğrulanmasının bu otoriteyle ilişkisini araştırmak ve bilim-politika ilişkilerinin belirli riskler içerdiğini kabul etmek anlamına geliyor. Bilimde değerlerin rolünü tartışmanın önemi, sadece insanlığın bilgi birikimi ilerletmekte değil. Bilimin insan hayatını nasıl etkilediği ve etkilemesi gerektiği, bilim-toplum ilişkisinin nasıl olduğu ve olması gerektiği üzerine düşünmek ancak bilimsel süreçte değerlerin rolünü tartışmakla mümkün.

Müzeyyen Filiz Güner
Sosyal Bilimler / Blog Yazarı
muzeyyen.filiz.guner@sosyalbilimler.org

Kaynakça

  • Douglas, Heather. (2009). Science, Policy and the Value Free Ideal.
  • Betz, Gregor. (2013). In defence of the value free ideal. European Journal for Philosophy of Science,3(2), 207-220. doi:10.1007/s13194-012-0062-x
  • Longino, Helen E. (1996). Cognitive and Non-Cognitive Values in Science: Rethinking the Dichotomy, In Lynn Hankinson Nelson & Jack Nelson (eds.), Feminism, Science, and the Philosophy of Science. Kluwer Academic Publishers. pp. 39–58 (1996)
  • Biddle, Justin B. (2016). Inductive Risk, Epistemic Risk and Overdiagnosis of Disease. In Perspectives on Science 24 (2):192-205 <https://www.mitpressjournals.org/doi/pdf/10.1162/POSC_a_00200>

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org’a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.