Sosyal Bilimler

16. Yüzyıl İstanbul’unun Polisiye Hali: Forsa Halil | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

16. Yüzyıl İstanbul’unun Polisiye Hali: Forsa Halil

Forsa Halil 16. yüzyıl sonları İstanbul’unda geçen tarihi bir polisiye. Koçu diğer romanlarında olduğu gibi yine Osmanlı’nın gündelik hayatına eğilerek, konularını bizatihi sıradan bulunup geçiştirilen gündelik hayattan seçiyor. “Büyük” insanları ve “büyük” olayları gündelik hayatın içine incelikle yerleştiriyor. Bu durum tam da Henri Lefebvre’nin, hayatı ve tarihi doğru anlamak isteyen tarihçinin büyük kahramanlık öyküleri ve epik destanlar yerine gündelik hayattan beslenmesi gerektiği hatırlatmasını haklı çıkarıyor. Diğer yandan yazar gündelik hayata ‘edebiyatın üvey evladı polisiye’ ile yaklaşarak bir taşla iki kuş vuruyor. 

Bilindiği gibi polisiye modernizmle beraber gelişen bir tür ve ülkemizde de Tanzimat Döneminde yıldızı parlıyor. Dönemin ruhu kenti ve kentteki değişimi tehlikeli, karmaşa dolu olarak betimleme, kentlinin ise çöküş ve çürümeye yüz tutmuş ahvalini ortaya koyma yönünde. Yüzünü burjuva toplumuna dönen dönemin polisiyeleri bu bakımdan olayların çözümünde, suçlunun yakalanmasında bilimsel ve teknolojik gelişmelerden faydalanırken sırtını da kanun ve kanun koyucuya (dolayısıyla statükoya) yaslıyor. 

Sultan III. Murad döneminde geçen bir polisiye olarak Forsa Halil ise bu bakımdan şaşırtıcı bir kitap. Roman, Tanzimat döneminde değil oldukça kaotik ve heterotopik bir ortamda, 16. Yüzyıl İstanbul’unda geçiyor. Vefa’da Gülyağcı’nın dul karısı Zübeyde Hanım’ın kaçırılma olayıyla başlayan olaylar zinciri farklı kaçırılma olaylarıyla devam ediyor. Kaçırılanların hemen hepsi varlıklı insanlar olup, kendi istekleriyle mi ortadan kayboldukları ya da bir hırsızlık veya cinayete mi kurban gittikleri başta anlaşılmıyor. Romanın ortalarına doğru katil(ler) ortaya çıkıyor. Olay örgüsünün çözümünde ise kolluk güçlerinin yerine kolluğa yol gösteren bir uşak ve pozitif unsurlar yerine ise uşak Deli Bekir’in dikkati ve sağduyusu ön planda. Çeşitli şekillerde işlenen cinayetler polisiyenin hakkını verirken, yazarın mahareti biraz da burada kendini gösteriyor; çünkü metnin devamında katilin bulunması ve olayların kısmen anlaşılmasına rağmen heyecan hiç azalmıyor ve hatta daha da sürükleyici bir hal alıyor.

Şehir Ahalisinin Ahvali

Roman boyunca dönemin sınıfsal farklılıklarını, etnik çeşitliliğini, kültürel katmanlaşmasını ve bunlar arasındaki çapraz geçişleri yazarın nasıl ince ince işlediğini görüyoruz. Kaçırılan zenginlerin, (Gülyağcı’nın zengin dulu, Eyüplü Kadı Kara Hüsam Efendi, Samatyalı cevahirci Hacı Takiyyüddin, Kasımpaşalı Bali Kaptan, Galatalı mücevherci İsak Çelebi vd.), suçluların (Ayni Hatun, Esirci Cevriye, Isfahanlı Perviz, Tırnovalı Kıpti Ali, Arnavut Ramazan ve Forsa Halil), şehrin lümpenleri (bekar odalarında kalanlar, yanaşmalar, uşaklar ve hatta yeniçeri avretleri), küçük memur (Muhsin Efendi) ile görece orta sınıfların yaşam alışkanlıkları, giyim kuşamları, yedikleri içtikleri, diğer insanlar ile kurdukları ilişkiler oldukça sade bir dille ve sanki o anda oradaymışcasına, betimsel ve kategorik değil aksine canlı ve sürükleyici bir olay örgüsü içinde anlatılmış. 

Diğer yandan romanda ilerledikçe Osmanlı’nın örfi ve şer’i hukuku, kölelik ve toplumsal boyutu, kolluk kuvvetleri, sarayın ve sultanın gündelik yaşamdaki yeri hakkında fikir sahibi oluyoruz. “Sarayın liman eteğinde Yalı Köşkü önünden kayıkların alarga [açıktan] geçmesi cümle âlemin bildiği kanundu…”. Ayrıca Ticaret ve uluslararası politik ve ekonomik gündeme (Süveyş Kanalı, İspanya ile ilişkiler) dair çıkarsama yapmak da mümkün.

Polisiyenin Şehri

Koçu’nun bir diğer başarısı ise tarihçilerde pek rastlanmayan bir özellik olarak zaman ve mekan birlikteliğini koparmadan, bağlamı ilişkisel bir biçimde kurması. Bu biraz romanın polisiye olmasıyla da ilgili elbet. Polisiye türü gereği mekanda yol alan ve mekanı adeta katil, kurban ve olayı çözenin yanında aktifleştiren, roman kişisi olarak alan bir tür. Böyle bakıldığında Forsa Halil’de dönemin İstanbul’unu görmeden dahi zihinsel bir haritalama yapmak mümkün hale geliyor. Eyüp (artık Eyüp Sultan), Vefa, Saraçhane, Zeyrek ve Yenikapı’nın nüfus yapısı, konut tercihleri (konaklar, saraylar, vb.), yaşayanların hangi meslek grubunda ve hangi etnik – dini temsiliyete sahip oldukları açıkça görüldüğü gibi yine Galata, Karaköy civarı için de aynısını söylemek mümkün. Şehrin gündelik mekanında kullanılan ulaşım araçları ve kullanma biçimleri, kadınların ve erkeklerin mekan kullanım farklılıkları, mahallelerin ve semt merkezlerinin konumlanışı ile iç hukuku, şehrin farklı sınıf ve katmanlarca nasıl deneyimlendiği ve yeniden üretildiğine dair fikir sahibi oluyoruz. “Üsküdar’a gidiliyordu; kayıkların Üsküdar rotası, karşıda Beşiktaş’ı bulup kıyı kıyı Ortaköy’e kadar çıkmak, oradan karşıya akıntının da yardımıyla geçivermekti.” Şehrin çevresel, toplumsal ve siyasal eşiklerini görüp dönemin yapılı çevresini tanıma imkanı buluyoruz. “Böyle yağmurlarda Aksaray Deresi diz boyu yükselir, köprüden de bu koçu geçmez, köprü dardır, dereden geçmesi gerek ki tekerleklerin tümü çamura bulanır…”. 

Son olarak Reşad Ekrem Koçu’nun tarihi bir polisiye yazarken kurgu ile gerçeği oldukça başarılı bir şekilde birleştirdiğini görüyoruz. Şehri ne güven ve denge unsuru, şehirlinin ortak irade birliği ettiği bir yer gibi ne de keşmekeş ve tekin olmayan bir girdap gibi ele alıyor. Dolayısıyla çelişkinin mekanı olan şehir olduğu gibi gerçekçi bir noktadan yansıtılıyor. Bu durum roman karakterlerinde de devam ediyor, cinayet şebekesinin lideri Forsa Halil ve batakhanesini saymazsak diğer kişiler ve hatta Saray-ı Hümayun için bile tamamen iyiyi ve doğruyu temsil ediyorlar denemez. Başta da söylenildiği gibi statükoya ve modern toplumun bireyci kurtuluşuna dayanan cevval bir dedektif ya da polis hafiyesi hikayesi değil burada anlatılan, açıktan cinayet işleyen bir Saray, korku salmak için öldürülen masum Osmanlı tebaası var. Tüm hikayeyi çözen ise ‘yurdum insanı’ uşak Bekir ve ona yardım eden Yeniçeri Ağası Ferhad Ağa. 

Polisiyeye yönelik ilginin arttığı şu günlerde ‘on paralık roman’ mantığıyla yazılmamış, sahici bir roman okumak isteyenlere ve 16. Yüzyıl İstanbul’unu merak edenlere önerilir.

Pınar Yurdadön Aslan
blog@sosyalbilimler.org
sosyalbilimler.org Blog Yazarı

Kaynakça

Koçu, R. E. (2017). Forsa Halil. İstanbul: Doğan Kitap. (Orijinal basım: 1962).

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.